XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlı Mali Uygulamaları Çerçevesinde Konargöçer Topluluklar

BAŞARIR Özlem
2014 Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi  
Öz Devlet, idari açıdan kontrol mekanizmasını işletmek ve mali açıdan da vergilerini düzenli toplayabilmek için konargöçer toplulukları, belirli idari ve mali düzenlemeler altında organize edilebilmekteydi. Özellikle nüfus potansiyelleri ve yaşadıkları yerler bakımından kalabalık konargöçer toplulukları, -çoğunlukla kethüda ve voyvoda gibi görevliler tezahüründe-belirli bir idari-mali nizama sahip bulunmaktaydılar. Bu çalışmanın konusunu ise bu tür kalabalık gruplardan ziyade, daha küçük ama
more » ... ıları fazla olan konargöçer topluluklar oluşturmaktadır. Hem merkezî hazine hem de bölgedeki kale görevlilerinin ve askerlerin ihtiyaçlarının karşılanması için kesintisiz bir gelir kaynağı yaratılabilmek adına, XVII. ve XVIII. yüzyılların yaygın mali uygulamalarına -mukataa ve ocaklık-dayanarak bu tür küçük gruplar, iki yönlü bir fayda içinde buluşturulmuşlardır. Bu çalışma, Diyarbekir Eyaleti'nin vergi mükellefleri arasında sayılan ya da burada yaşayan konargöçerlerin, XVIII. yüzyılın hangi mali uygulamaları içinde, nasıl organize edildiklerine dair bir kesit ortaya koymayı amaçlamaktadır. Abstract Nomads within the Scope of Ottoman Financial Policies in the First Half of the XVIII th Century Ottoman Empire was able to organize the nomads under certain financial and administrative arrangements in order to operate the control mechanism administratively and financially to levy regularly. Crowded nomads had a certain administrative-financial order -mostly on the appearance of attendants like chamberlain and voivoda-especially in terms of their population potential and habitats. Rather than such crowded groups, smaller nomads constitute the subject of * Yrd.Doç.Dr. İnönü Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ozlembasarir@hotmail.com Özlem BAŞARIR 252 this study. Such small groups were gathered in two-way profit based on the common financial practices -muqataa and ocaklik-of the XVII th and XVIII th centuries, on behalf of creating a continuous source of income both for central state treasury and for meeting the needs of the castle functionary and soldiers in the region. This study aims to show how the nomads in Diyarbekir province, which were ranked as taxpayers or living in the state, were organized. Giriş Osmanlı Devleti'nde göçebe ya da konargöçer 1 yaşam tarzına sahip, aşiret, cemaat, oymak şeklinde teşkilatlanmış 2 ve daha genel bir tanımlama ile Türkmen ve Yörük olarak adlandırılan topluluklar reaya statüsünde yer alırlardı 3 . İdari bakımdan bir eyalet içindeki sancağa bağlı olan bu grupların kaydedilecekleri sancağı, yaylak ve kışlaklarının sınırları belirlerdi. Ancak yaylak ve kışlaklar bazen farklı sancaklarda yer alabildiğinden, bu tür durumlarda idari bakımdan bağlı oldukları yer, kışlaklarının bulunduğu sancak olurdu. Mali açıdan vergi veren reaya statüsünde muamele görürler, hukuki açıdan ise bağlı oldukları sancağın hangi kazasında yaşam sürüyorlarsa o kazaya bağlı olarak kabul edilirlerdi. Yerleşik ahali gibi hangi statüdeki toprak üstünde yaşıyorlarsa veya yaylak ve kışlak olarak hangi topraktan istifade ediyorlarsa, mali ve hukuki bakımdan öyle muamele görürlerdi. Yani eğer tımar toprağı üzerinde yaşıyorsa tımar reayası, zeamet toprağında yaşıyorsa zeamet reayası, has toprağında yaşıyorsa has reayası 4 , vakıf toprağında yaşıyorsa vakıf reayası olurdu (Şahin, XVI. Yüzyıl Osmanlı 185-187; Şahin, 1638 Bağdad 227). 1 Cengiz Orhonlu, bu grupların yaylak-kışlak hareketi içerisinde bulunmalarının ve yaşam koşullarının, onlara göçebe statüsü kazandıramayacağını ifade etmektedir. Bunlar yaylakta hayvanlarını otlatıp hayvancılıkla uğraşırken, kışlakta ise kondukları yerde basit ziraatla uğraşırlardı. O yüzden bu topluluklar için konar-göçer tanımlaması yapmanın daha uygun olacağı görüşündedir (12-13). Konargöçer ve göçebelik kavramları üzerine bkz. Büyükcan Sayılır 563-580; Okumuş 381. 2 Aşiret kavramıyla, aralarında kan bağı ile birbirine bağlı olma özelliği vurgulanırken; taife ise genelde çeşitli aşiret ve cemaatlerden oluşan bir grubun adını karşılamaktadır. Yörük-Türkmen ayrımı ise, Kızılırmak nehri esas alınmak üzere batısında kalanlara Yörük, doğusunda kalanlara Türkmen denilerek yapılmaktadır (Gündüz, Cengiz Orhonlu 56-57). 3 Osmanlı vergi düzeninde aşiretler, raiyyet statüsünde kabul edilirlerdi. "Vergi mükellefleri, bennâk, mücerred, toprağı ve davarı olan kendi kendine yeten haneden ibarettir" (Orhonlu 23-25). 4 XVI. yüzyılın ilk yarısında Mardin sancağındaki padişah hasları arasında Akkeçilü, Sürgücü, Meşki, Şeyh Zoli gibi aşiret ve cemaatler yer almaktaydı (Göyünç, XVI. Yüzyılda 142-148).
doi:10.1501/dtcfder_0000001411 fatcat:nbevq275dncebf5yykzbidgsp4