XVIII. ASIRDA İKİ FRANSIZ AHLÂKÇISI

Reşad Nuri DARAGO
1948 Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi  
Edebiyatın itibarlı tarzlarından biri olan ahlâkçılık, ötedenberi bütün insanların malıdır. Hepimiz az çok ahlâkçı doğarız. Öyle bir heves ki, ne zamandan kaldığı hatırlanamayan ata sözlerile etraflı bir ahlâk ka nunu vücude getirdikten başka dinlere bile yol gösterdi. Kendi tecrübe ve imtihanlarımızdan faydalanmağa davet eden ahlâkçılık, edebiyatın çe kici bir bölümü olmadan önce, biribirimizi kaza ve belâdan korur yasa halinde yaşadı. Akıl öğretmek insanların âdeta hastalığıdır. Buldukları
more » ... ıdır. Buldukları hakikatları, kendi hesaplarına elverişli görmeseler bile, bir nevi serma ye saydıkları için ziyan etmemek düşüncesile benzerlerine devretmek isterler. Öte taraftan, insanlara şeref verici bir hususiyet de, her şeyi umumî bir kaideye bağlamaktaki dehâlarıdır. Yalnız herhangi bir ha kikati ele geçirmiye görsün: ilk işi, onu silah diye kullanmak olur. Edebiyatı vasıta edinen ahlâkçıların böyle bir silâhı ustaca kullan maları tabiî idi. Kelâm, yani söz, düşünce ile beslenir; fakat hazır fikir lere konmak fırsatını da kaçırmaz. Kaldı ki o fikirleri bir tabip reçetesi gibi formül haline getirme, sırrına kolay varılan bir usûldür. Zaten akıl ve mantığın vazifesi yol göstermek değil de, herhangi bir şeyi birbirine zıt istikametlerde isbat etmemize, doğru göstermek istediğimiz eğri şey leri bile doğru göstermemize hizmet etmektir. Böylece, şaşmaz hakikat ler arasına giren ahlâk görüşleri, tek taraflı hükümlerden çıksalar bile, ilk ahlâkçıların sermayesi oldu. Lâkin işlemesini bildiler. Hayatta bütün mesele, herhangi bir dâvaya sarılıp işlemektir: öyle bir zaruret ki, ço ğumuz, o dâvayı işliyebildiğimiz için benimseriz. Ahlâkçılığı edebiyatın hududu belli bir bölümü sayamayız. O daha başka bölümlere taşdı; meselâ bizde şiire, Fransızlarda tiyatroya. Yu nan şairlerinin de bir çoğu, Lâtinlerin bazıları ahlâkçıdır. Bu itibarla, ve, bir kaç edebî tarzın malı olmak üzere, ahlâkçılığı müsbet ve menfî di yeceğimiz iki kısma ayırabiliriz. Bir türlü ahlâkçı var ki hatalarımızı, iş ledikten sonra değil, işlenmeden önce haber verir. Buna önleyici ahlâk diyeceğiz; yâni bizim ve dolayısile Şark'ın koruyuculuk usulü. Ahlâkçı larımız yolun doğrusunu gösterir ve fakat, o yoldan gitmiyenlerle eğ lenmediği gibi niçin yanıldıklarını araştırmaz. Bu usule müsbet ahlâk çılık adını dahi verebiliriz, çünkü insanların, kendilerinden başkalarını çarpan belâlardan ders alabilecekleri esasına dayanır: bir kelime ile ideal, ve hele, utopie ahlâkçılığı.
doi:10.1501/dtcfder_0000000294 fatcat:vazonhsuwrb6pkka45z2japjwe