Din - Devlet İlişkileri Bağlamında İslâmî Cemaatlerin Devletle İlişkileri Üzerine

Hasan Ayık
2016 Artvin Çoruh Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi  
Özet: Bu makalede, İslam tarihi boyunca din-devlet ilişkisi bağlamında ortaya çıkan İslami cemaatlerin (dinî toplulukların) devletle ilişkileri, genel olarak ortaya konulacak; bu ilişkinin ahlaki mahiyeti (ahlakiliği) değerlendirilecektir. Söz konusu ilişki, genel anlamda "ulema-ümera ilişkisi", özel anlamda "bireysel temelli ilişki", "mezhep temelli ilişki", "tarikat temelli ilişki" ve moderne dönemlerde "cemaat temelli" ilişkiler olarak kavramsallaştırılacaktır. Giriş İslam tarihi boyunca
more » ... tarihi boyunca dindevlet ve din-siyaset ilişkisi, önemli sorunlara neden olmuş, netameli bir meseledir. Çünkü bir taraftan din ve onun temsilcisi olan dindarlar, içinde bulundukları toplumun kaderini belirleyen devletten uzak duramamışlar; diğer taraftan devlet denilen kurumun sunduğu cazip imkânlar, içerisine aldığı dindarları kısa zamanda, dinlerinin gereği olan ahlaki hassasiyetlerinde uzaklaştırmak gibi bir tehlike ile karşı karşıya bırakmıştır. 1. Prof. Dr., Artvin Çoruh Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Di n -D e vl et İl i şki l e ri B a ğl am ı nd a ... ▪ 63 İslam tarihinin ilk dönemlerinde (Hz. Peygamber ve kısmen dört halife döneminde) devleti idare edenler, ahlaki hassasiyetleri tam, izzet ve adalet sahibi insanlar olduğu için din devlet ilişkisi sorun olmamıştır. Bu anlamda ümera, ulema ayrımı olmamış; idare edenlerin tutumları İslam âlimleri endişelendirmemiştir. Bu nedenle henüz ümeraulema ayrımı ortaya çıkmamıştır. Bu dönemdeki idarecilerle âlimler arasında da ahlaki ve ilmi açıdan derin bir farklılık yoktur. Örneğin Hz. Ebubekir, devletin başında bulunduğu halde devlet bütçesinden herhangi bir ücret almamakta geçimini sağlayabilmek için ek iş yapmaktadır. Hz. Ömer ise hem devleti idare etmekte, hem de fetvalarıyla dini alanında çağlara ışık tutacak önemli adımlar atmaktadır. İdarecilerin elindeki devlet gücü ve imkânları, onların ahlaki hassasiyetlerinin daha güçlü olmasını gerekli kılmaktadır. Devlet denilen yapı, canlı bir organizma olmadığı için kendisini içeriden istismar edenlere anında karşı koyamamış, deşifre edememiş tabiri caizse hırsızını gizlemiştir. İdarecilere yakın olmanın getireceği imkânlar nedeniyle hem halk kitleleri hem de halkın ileri gelenleri sürekli idarecileri kuşatma altına almaktadır. Bu kuşatmanın ortaya çıkardığı mudahane (yağcılık) ve aşırı övgü, idarecileri şımartarak eleştirilemez konuma düşürmüş; hakkı ve sabrı tavsiye etme imkânını ortadan kaldırmıştır. İdarecilerin yakınları tarafından kuşatılması ise tarihin her döneminde görülen yozlaşma biçimidir. İdarecilerin en zayıf oldukları noktalardan biri de akrabalık bağlarıdır. Bu bağ, onların akrabalarını korumalarına ve devlet imkânlarını akrabalarına öncelikle vermeye yöneltmiştir. Bu durum, devleti yönetenlerin adaletten uzaklaşmasının önemli nedenlerinden biri olmuştur. Bu ve bunun gibi ahlaki sorunlar, idarecilerin ahlaki hassasiyetleri zayıflamasına neden olmuş, devlet çarkına torpil, adam kayırma, devlet imkânların kendi çıkarları için kullanma, lüks ve israf hastalığı girmiştir. Devlet yapısında ortaya çıkan bu ahlak krizi, yöneticilerin İslam ahlakının gerektirdiği hassasiyetlerden uzaklaşmasına neden
doi:10.22466/acusbd.263585 fatcat:mjr4mb3rcfgsleq3yxfacsaddy