Mülkiyet bağlamında kamu zararı kavramı: Olanaklılık ve anlam

KARAHAN Serhan Tevfik
2015 Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi  
Özet Mülkiyet ilişkileri özel alan/kamu alanı ayırımını belirler. Bu belirleme, özel hukuk alanında nesneyi sahiplenen soyut birey varsayımından kaynaklanır. Kamu zararı kavramı, bir yandan maddi şeyin devinimi anlamıyla somut düzeye karşılık gelirken, kamu yararı bağlamında belirsizlik içermektedir. Bu yüzden kavramı, zarar ve kamu yararı kavramlarının ayrımında ele almak gerekir. Kamu, zarar ve kamu yararı kavramlarının tartışılmasına başlangıç olarak ahlaki boyutta doğal hukuk kuramları ile
more » ... ukuk kuramları ile pozitif hukuk biçimlerini kesiştiren Kant'ın hukuk yaklaşımına değinmek uygun olabilir. Roma hukukundaki mülkiyet kavramı ile ülkemiz örneğindeki devletin mali biçimselliğine ilişkin düzenlemelere değinmek de kavramı somut düzeyde tartışmaya katkı sağlayacaktır. Abstract The relations of possesion determine the separation of private/public sphere. This determination derives from the assumption of abstract person who possesses the object. Public Loss conception corresponds concrete level within the terms of motion of concrete object on one hand, while including indefiniteness in the context of public interest on the other hand. Hence, it must be treated within the separation of damage concept and public interest. As the begining of discussion of the concept of public damage and the public interest, touching on the Kant's view of jurisprudence will be appropriate that intersects natural law aspects and forms of positive law in terms of morality. Touching the property concept in Roman law and regulations regarding to financial formalism of state in our country will also contrubute to the discussion of this purview on cencrete level. Giriş Kamu zararı kavramının olanağını sorgularken kamu ve zarar kavramlarını ayrı ayrı ele almak gerektiğini düşünüyoruz. Kamu, hukuk ve devlet yapılarının biçimleriyle ele alındığında mülkiyet üzerinden tanımlanan bireysel biçimlerle toplumsal bütünlüğün ayrıştığı bir temsiliyete karşılık gelmektedir. Böylece kamu ve kamusal olan ile mülkiyet üzerinden tanımlanan bireysel biçimlerin ayrıştığı bir toplum yaklaşımının da tartışılması konumuz açısından belirleyicidir. Zararın dayanağı ise bireyin soyutlandığı ve mülkiyet üzerinden tanımlandığı hukuk yapısı bağlamında kavramlaşmaktadır. Bu bağlamda, soyut birey/ kamusal alan ayrışmasına bir bakış olarak Roma hukuku bağlamında kamusal alan tartışması yaparak günümüz hukuk biçimlerinin ilksel örnekleri tartışılacaktır. Diğer yandan ülkemizdeki devlet mali biçimselliği bağlamında kamu zararı kavramına değinerek, hukukun uygulama biçimlerinde, bazı mahkeme kararlarını tartışmanın da gerekli olduğu düşünülmüştür. Hukuk kuramlarının oluşmasındaki şemada, ilkin dinsel yargıların genel iradenin belirleyicisi olduğu süreçten, söz konusu öğelerin yerini varsayımsal doğa durumu bireyi ve sözleşme kavramına bıraktığı doğal hukuk kuramlarına, nihayetinde de saf hukuk biliminin olanağının sorgulandığı aşamaya kadar olan pozitif hukuk yaklaşımlarına bağlı toplumsal bilinç düzeylerine ilişkin tartışmalar görülmektedir. Bu tartışmaların öncelikli sorun alanı ise birey/toplum düzeyindeki birey eylemliliğidir. Denemenin başlangıcında, söz konusu bireyin, hukuk alanında rasyonel düzeyde belirginleştirildiği yaklaşımlardan Kant'ın hukuk yaklaşımına değinmeyi uygun gördük, Kant'ta belirginleşen ahlaki ve yasal norm ayrımının, doğal hukuk kuramlarıyla pozitif hukuk ayrımı bağlamındaki önemine kısaca değinmemiz rasyonel birey iradesinin tanımlanmasına ve bunun devlet düzeyindeki izdüşümünü anlamamıza katkı sağlayacaktır. Kant'ın hukuk/devlet 3 yaklaşımının bir bakıma sözleşme soyutlamasına dayalı doğal hukuk kuramlarının devlet fikrine, birey rasyonelliğini belirgin biçimde eklemesi ile modern pozitif hukuk kuramlarına da imkân veren bir kulvarı temsil ettiği söylenebilir 4 . 3 (...) Kant'ta mülkiyet ve devlet, sistematik olarak karşılıklı bağımlılık ilişkisine sahiptir ve böylece birbirini meşrulaştırır. Bu bağımlılık ilişkisi, Hobbes'un düşüncesinde devletin mülkiyet karşısındaki; Locke'un düşüncesinde ise mülkiyetin devlet karşısındaki bağımsızlığının yerini alır. Buna göre devlet ve mülkiyet ilişkisinin politik ve kamusal boyutu iki şey arasında uyum yaratma ihtiyacının bir sonucudur: Birincisi mülkiyet talebine dayanarak bir şeyin sahibi olabilme imkanımız, ikincisi ise doğal ve özel hakkı, evrensel yasama vasıtasıyla pozitif ve somut kılma zorunluluğumuz. ( Kersting, 1997/2010 s. 68).
doi:10.1501/sbeder_0000000089 fatcat:kd7gc34n7zahpclg3usqr2r2ky