Mrozek ve Tango Mrozek and Tango

Neşe Taluy YÜCE
2006 Tiyatro Ara  
Özet Bu çalışma, Polonyalı oyun yazarı Słowamir Mrożek'in, konusu hümanist değerler krizi, devrim ve iktidar savaşı olan, felsefel anlamda okunduğunda ise özgürlüğün tarihini yansıtan, totalitarizmin metaforu "Tango" başlıklı oyununu incelemektedir. Abstract This article is about the Polish writer Słowamir Mrożek's play, 'Tango' the metaphore of totalitarism, which is about the crisis of humanistic values, revolution and struggle for the power and it reflects the history of freedom as it is
more » ... reedom as it is evaluated philosophicaly. Polonyalı yazar Słowamir Mrożek'in en önemli oyunu "Tango", Polonya avangard tiyatrosunun Witkacy ile başlayan, Gombrowicz'le devam eden gelişiminin bir ürünüdür. Pek çok Polonyalı eleştirmenin ortak görüşleri, Witkacy'nın, hatta, Gombrowicz'in dünyaya erken geldikleri yolundadır. Oysa Mrożek, tam zamanında, yani Polonya'nın ve batı ülkelerinin saatleriyle eş zamanlı olarak dünyaya gelmiştir. Öyle ki Mrożek uzmanı Jan Błoński'ye göre Tango'nun son sahnesindeki La Cumparsita melodisi, Krakov'da Paris'te, Santiago'da aynı biçimde yorumlanmıştır. 1 Mrożek'in Polonya'yı terk ettikten sonra yazdığı ilk oyun olan Tango, yazara batı sahnelerinde önemli bir yer sağlamıştır. Oyun bir aileyi anlatır; aile dramasının maskesidir; bir başka deyişle XX. yüzyılın aile oyunlarının parodisidir. Aileyi parodi malzemesi yaparak yeni bir anlam ortaya koyar. Aile yaşamı, toplumsal yaşamın küçük bir örneği olduğuna göre, toplumu oluşturan kurallar aile yaşantısını da biçimler. Bu bağlamda, 'Tango'daki aileye bakarak bu ailenin yer aldığı toplumu tahmin etmek de olası. Ailesi için çalışan güçlü bir baba, çocuklarına düşkün, kocasına sadık bir anne, saygı gören bir büyük anne ve büyük dayı, saf ve temiz bir nişanlı genç kızdan oluşan geleneksel bir aile yerine ahlak çöküntüsüne uğramış bir aile var karşımızda. Hepsi de modernliğin köleleri haline gelmişler. Basitlik kültü sınırsız bir alana yayılmış ve egemen olmuş. Evdeki her üye, kendisini modernliğin yaslarına göre davranmakla yükümlü kılıyor. Büyük anne (Eugenia) ve büyük dayı (Eugeniusz) kendilerini bu yeni düzene uydurmak arzusundalar. Anne (Elonora) ve baba (Stomil) zaten bu kuralsız * Doç.Dr. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Leh Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı 1 Błoński Jan, (1995) "Wszystkie sztuki Mrożka", Krakow, s.104 Stomil'in buluşları da gülünç ve sıradandır. Bir tek Artur giyinişi ve davranışlarıyla aileden ayrılır. Koyu renk bir takım elbise ve ütülü beyaz bir gömlek giyer. Konuşması ve davranışlarıyla ile de diğer aile bireyleri ile zıtlık oluşturur. Delikanlı, ailesine karşı bir isyan içindedir, ancak onun hareketleri de abartılı ve absürddür. Örneğin, Edek'le oyun oynadıkları için büyükanne Eugenia'ya katafalkın içinde yatma cezası, dayı Eugeniusz'a ise başında bir kuş kafesi taşıma cezası verir. Artur gerçekle baş edemez. Başkaldırı gençliğin ayrıcalığıdır, ama bu ayrıcalık Artur'da farklı bir biçim kazanır. Ailesi modernlik ve özgürlük için savaştığına göre, onun isyanı da eski düzenin geri dönmesi için savaşmak yolunda olacaktır. Kısacası olay genç bir adamın, modernlik ve çağdaş özgürlük peşindeki ailesine karşı çıkmasıdır. Kuşak çatışması şemasının burada tersine döndüğünü görüyoruz. Genç adamın, her zaman yaşlıların, aile büyüklerinin arzuladığı şeyleri istemesi ve bunlar için savaşması. komik ve absürd diyaloglara yol açar. Ailenin dışındaki tek kişi Edek'tir. Aile bireylerinin entelektüel sınıftan olduklarını düşünecek olursak, Edek onlardan farklı bir toplumsal sınıftadır. Ancak ne köylüdür ne de tam olarak işçidir, kısacası sınıfı belirlenmemiş sosyolojik bir yaratıktır. Bu ortamda tüm değerler alaşağı edilmiş her ahlak yasası yıkılmıştır. Artur, absürd bir özgürlüğe başkaldırmaktadır. Arzusu, eski kurallara dönmek olan bu genç adamın eskiye ve gelenekselliğe olan bağlılığı grotesk bir hava yaratır. Eski kuralları yeniden geri getirmek, geleneği diriltmek için Artur'un önüne bir fırsat çıkar: Geleneklere göre düzenlenecek bir düğün... Gelinlik, damatlık, ailece çekilmiş bir fotoğraf, düğün kurallarına uygun olarak giyinmiş anne baba ve konuklar... Artur yaşamı, geleneksel örneklere göre düzenlemek ister. Gayri resmi bir bağlantı istemiyorum. Bana gereken şey düğün. Ama hani, kahvaltıyla öğlen yemeği arasında olan bir belediye nikahı da istemem. Tüm töreniyle gerçek bir düğün olmalı bu... 1 Ancak bir absürdden diğerine gittiğini anlayan Artur, düğünden vazgeçerek, biçimin yeterli olmadığını mutlaka bir biçimin içini dolduran düşüncenin gerektiğinin ayırtına varır. Ne ki bu düşüncenin eski ideallerden farkı olması da gerekmektedir. Çünkü Artur'a göre, artık "tanrı", "spor", "deney" ya da "ilerleme" gibi sloganlar kitleleri çekmeye yeterli değildir. Öyleyse daha güçlü bir şey bulmak gerekmektedir. Büyükanne Eugenia ölmeye karar vererek torununa ilginç bir esin getirir. Eugenia, tüm protestolara karşın katafalka uzanarak ölümü seçer ve ölüyorum diyerek bu saçma dünyadan uzaklaşır. Bu karar Artur'a bir çıkış yolu gösterir. Çünkü bu ölüm, başkalarının yaşamı ve ölümü üzerinde söz sahibi olabilmek için tiran düzeninin gerektiğini anlatır, genç adama. 1 Yazıdaki tüm alıntıların yapıldığı kitap : Mrożek Slowamir., (1983) "Tango", Utwory sceniczne içinde, t.2 Oyunun ilk dönüm noktası Artur'un evlenmekten vazgeçmesidir. Artur eski düzene dönmek isterken ilk tokadı ev dışında yer. Düğün töreni için ev derlenmiş toplanmış tüm hazırlıklar tamamlanmıştır. Artur eve döner, kararını değiştirmiştir. ...deliymişim ben! Geriye dönüş yok, Ne şimdiki zaman var ne de gelecek zaman hiçbir şey yok. Artur, Fortynbras olmaya niyetlenen Hamlet gibidir. İşte tam da bunun için, ölmek zorundadır. Artur'un kimliğinde Mrożek'in yitirilen değerlere duyduğu özlem yatar. Peki Artur neden evlenmekten vazgeçer? Çünkü düzenin böyle değişmeyeceğini anlamıştır. Başkasının yaşamı ve ölümü üzerindeki egemenliktir, asıl olan. Bu durumda, Edek de yeni yönetimin silahlı gücü konumundadır. Formların kurtuluş olmayacağını anlayan Artur Eugeniusz'un yerine Edek'i koyarak oyunun seyrini değiştirir. Önce dayımı vuralım! İşte bu söz oyundaki en trajik sözlerden birisidir. Tiranlık, yönetimin güçlü eli, her şeyin serbest olduğu o abartılı özgür dünyanın yerini almıştır artık. Despot dünya, çağdaş yaşam için en uygun şeydir. Genç bir entelektüelin dünyayı ancak bir tiranın düzelteceğini düşünmesi absürd değil midir? Ancak absürdün burada katlandığını görüyoruz. Bu aşamada ikinci dönüm noktası gelir. Ala, Artur'a onu Edekle aldattığını söyler. Ama tam da bu nokta da tiran olma idealini, aşık olma ideali yener ve Artur Edek'i kıskançlığından dolayı öldürmek ister. Buradaki öldürme, başkalarının ölümü ve yaşamı üzerinde egemen olma arzusundan ileri gelmemekte, daha farklı ve daha sıradan bir nedenden, yalnızca kıskanmaktan kaynaklanmaktadır. Ne ki bu trajik bir sona yol açar. Artur ölür ve Edek yönetimi ele alır. Genç tiranı öldürmekle onun dünyayı kurtarma idealine sırt çeviren Edek'in dünyanın kurtuluşu falan umurunda değildir. Tek düşündüğü kendi rahatını böylece daha garantiye almaktır. Finalde galip Edek, üzerinde Artur'un ceketi olduğu halde Dayı ile birlikte cesedin üzerinde tango yapar. Ancak Polonya edebiyatı için önemli bir değeri olan dans motifi burada değer yitirmiştir. Bu dans değişik anlamları olan grotesk bir semboldür. Pek çok eleştirmene göre Polonyalı entelektüelin sanatsal kriz karşısındaki güçsüzlüğü olarak algılanır. Bazıları bunu Polonya'nın 1956'dan sonra yaşadığı toplumsal ve politik olayların ironik bir yorumu olarak görürken, kimileri, Polonya komünizminin ve genel anlamda totalitarizmin korkunç bir metaforu olarak yorumlarlar. 1
doi:10.1501/tad_0000000037 fatcat:vhp3d7stc5biblvafvcqnxons4