Askerlerde pilonidal sinüs: İnsidans ve risk faktörlerinin analizi Pilonidal sinus in the army: Its incidence and risk factors ARAŞTIRMA YAZISI

Ümit Sekmen, V Kara, Fatih Altıntoprak, Zafer Şenol, Haydarpaşa Numune, Eğitim Ve, Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi, Türkiye, Siirt Hastanesi, Genel Cerrahi, Ümit Sekmen
2010 Ulusal Cerrahi Dergisi   unpublished
GİRİŞ Pilonidal sinüs hastalığı, içerisinde kıl demetleri bulunan, inflamasyona bağlı oluşmuş bir kese ve bunun cilde açılmış sinüsleri ile karakterize kro-nik bir hastalıktır. İlk olarak 1833 yılında Mayo tarafından tarif edilmiştir (1). Çoğunlukla sakro-koksigeal bölgede görülen bu hastalık daha az sıklıkla aksilla, umbilikus ve inguinal bölgelerde de görülebilmektedir. Özellikle genç erişkin çağı-nın hastalığıdır. Etyolojisi ile ilgili çeşitli teoriler ileri sürülse de kazanılmış hastalık
more » ... anılmış hastalık olduğu teori-si daha yaygın kabul görmüştür (2). Etyolojik sü-recin aydınlatılması yönünde yapılan çalışmalar tedavi yaklaşımlarını etkilemiş, zaman içerisinde cerrahi tekniklerin gelişmesine yol açmıştır ki ameliyat sonrası nüks oranlarının düşmesi gene bu sürece paraleldir. Erkeklerde kadınlara oranla 4 kat daha fazla görülebilmektedir. Hastalığın akıntı , ağrı , kaşıntı gibi semptomları tedavi edil-mediği sürece yaşam kalitesini olumsuz etkile-mekte ve zaman zaman işgücü kaybına sebep ol-maktadır. Özellikle folikül etrafında oluşan en-feksiyon ve ödem nedeniyle folikül içeriğinin dı-şarı çıkamadığını, çoğunlukla dekeratinize ol-muş kılların gömülmesiyle oluşan bu enfekte kistin negatif basınç etkisi ile yağ dokusu içerisi-ne ilerlediğini ve daha sonra ödemin gerilemesiy-le açılan folikül ağzının sinüs ağzını oluşturduğu ileri sürülmüştür (3). Bascom (4) benzer teori ile genelde kılın kendisinin değil folikülünün hasta-lık etkeni olduğunu söylemiştir. Karydakis (6,7) ise hastalığı, hasta cildinin yatkınlığı, etken olan kıl ve cilt içerisine kılı iten güç olmak üzere 3 fak-töre bağlamıştır. Geliştirdikleri ameliyat teknikle-rinde ise bu faktörlerin etkinliğini ortadan kaldı-racak yöntemler düşünmüşlerdir. Özellikle Kary-dakis (6,7) ve Bascom (5) öne sürdükleri teoriler ve tedavi teknikleri ile hastalığın daha iyi anla-şılmasını sağlamışlar ve nüks oranları daha dü-şük cerrahi teknikler geliştirmişler başka teknik-lerin gelişmesine önayak olmuşlardır. Bu teknik-Amaç: Genelde genç erişkin insanlarda görülen pilonidal sinüs hastalığının insidansını ve risk faktörlerini be-lirlemeyi amaçlamaktayız. Risk faktörlerini belirlemek, koruyucu yöntemlerin geliştirilmesini sağlayacaktır. Yöntem: Türk ordusunda görevli 1,000 asker yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi, eğitim durumu, gelir düzeyi, doğduğu bölge, yaşadığı bölge, duş alma sıklığı, gün içerisinde oturarak geçirdiği süre, ailede pilonidal sinüs hikayesi ve intergluteal bölgede şikayet olup olmadığı açısından sorgulanmışlardır. Aynı cerrah tarafından mu-ayene edilerek, pilonidal sinüs varlığı, kıllanma skoru ve vücut kıl tipleri ayrı ayrı kaydedilmiştir. Bulgular: Bu topluluktaki pilonidal sinüs insidansı %6.1 olarak tespit edilmiştir. Ailede pilonidal sinüs varlığı, Marmara bölgesinde doğmak veya yaşamış olmak ve kalça bölgesinde yüksek kıllanma skorunun pilonidal sinüs hastalığı açısından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek risk faktörü oldukları tespit edilmiştir. Değerlendirilen gruplar arasında VKİ, eğitim durumu, gelir durumu, kıl tipi, bel bölgesi kıllanma derecesi, otur-ma süreleri ve duş alma sıklığı açılarından, pilonidal sinüs hastalığı insidansı açısından anlamlı istatistiksel fark bulunmamıştır Sonuç: Ailede pilonidal sinüs hastalığının bulunması ve kalça bölgesindeki yoğun kıllanma pilonidal sinüs hastalığı için önemli risk faktörleridir. Bu kişilerin hastalık açısından yakından takip edilmelerini önermekteyiz. Riskli hastalara bölgesel epilasyon önermenin akıllıca olacağını düşünmekteyiz.
fatcat:eteis5tsdbczxkerczpg3uueua